Bir ülke ekonomisinde büyüme beklentisi varsa, normal şartlarda sermaye piyasalarının da bundan pay alması beklenir. Ancak Çin tarafında uzun süredir farklı bir tablo var. Devletin daha çok altın, gümüş ve benzeri emtia alanlarını öne çıkarması; buna karşılık borsa ve riskli yatırım araçlarına mesafeli yaklaşması, “neden?” sorusunu gündeme getiriyor.
Özellikle kripto paralara karşı uygulanan sert tutum da bu yaklaşımın bir parçası olarak değerlendiriliyor. Çin yönetimi uzun süredir Bitcoin ve genel kripto piyasasına karşı sınırlayıcı politikalar izlerken, güvenli liman olarak görülen varlıklara olan ilgiyi artırıyor. Bu durum bazı yatırımcılara göre ekonomik güvenlik kaygısının, hatta uzun vadeli jeopolitik hazırlıkların işareti olabilir.
Çin’in pandemi sonrası süreçte ABD’ye karşı bakış açısının da değiştiği düşünülüyor. Pandemi döneminde yaşanan ekonomik darbenin ardından iki ülke arasındaki rekabet yalnızca ticari değil, finansal ve stratejik alanlara da yayılmış durumda. Bugün yaşanan küresel ekonomik çekişmenin temelinde, görünmeyen bir “soğuk savaş” havası olduğu yorumları sıkça yapılıyor.
Bu görüşe göre Çin, doğrudan ABD’ye saldırmak yerine daha çok küresel dengeyi etkilemeye çalışıyor. Avrupa ekonomisinin zayıflaması, Euro’nun baskı altında kalması ve dolar endeksinin güçlenmesi gibi gelişmelerin küresel piyasalar üzerinde ciddi etkileri bulunuyor. Çünkü doların aşırı güçlenmesi; gelişmekte olan ülke piyasaları, emtia fiyatları ve riskli varlıklar üzerinde baskı yaratıyor.
Diğer tarafta ABD cephesinde ise farklı bir strateji dikkat çekiyor. Donald Trump’ın ekonomik yaklaşımında daha çok piyasaları canlı tutma, doları aşırı güçlendirmeme ve risk iştahını koruma hedefi öne çıkıyor. Çünkü güçlü dolar kısa vadede avantaj sağlasa da, uzun vadede küresel piyasalarda sert dalgalanmalara yol açabiliyor.
Kripto para piyasaları da bu güç mücadelesinin önemli parçalarından biri haline gelmiş durumda. Biden döneminde Bitcoin ve Ethereum ETF’lerinin onaylanması, piyasalara ciddi likidite akışı sağlamıştı. Ancak aynı dönemde birçok kripto şirketine yönelik baskılar ve düzenleyici hamleler de dikkat çekmişti. Bu durum bazı çevreler tarafından “kontrollü destek” olarak yorumlandı.
Trump döneminde ise daha agresif bir yaklaşım beklentisi oluştu. Faiz indirimi söylemleri, doların baskılanması ve kripto piyasalarına daha sıcak mesajlar verilmesi; Çin’in emtia odaklı stratejisine karşı alternatif bir denge oluşturma çabası olarak görülüyor.
Öte yandan emtia tarafında da ayrı bir savaş yaşanıyor. Altın, gümüş ve petrol fiyatları artık yalnızca ekonomik göstergeler değil; aynı zamanda jeopolitik güç araçları haline gelmiş durumda. Özellikle petrol fiyatlarının yükselmesi, diğer emtia sınıfları üzerinde baskı oluşturabiliyor. Bu nedenle enerji piyasaları da küresel rekabetin merkezinde yer alıyor.
Bugün dünya ekonomisinde yaşanan dalgalanmaların temelinde yalnızca faiz kararları ya da enflasyon verileri yok. Aynı zamanda ülkelerin birbirine karşı uyguladığı finansal stratejiler, rezerv tercihleri, emtia politikaları ve para savaşları da belirleyici hale geliyor.
Kısacası; Çin’in emtiaya yönelmesi, ABD’nin dolar politikaları, Avrupa ekonomisinin kırılgan yapısı ve kripto piyasalarının büyüyen etkisi birlikte değerlendirildiğinde, küresel ekonomide çok katmanlı bir güç mücadelesi yaşandığı görülüyor. Bu süreçte yatırımcıların yalnızca fiyat hareketlerine değil, ülkelerin stratejik hamlelerine de dikkat etmesi gerekiyor.