Küresel piyasaların son aylardaki en önemli gündem maddelerinden biri ABD-İran gerilimi. Ancak bazı piyasa gözlemcileri, bu gerilimin ardında yalnızca jeopolitik riskler olmadığını, aynı zamanda bilinçli bir ekonomi politikası stratejisi bulunabileceğini öne sürüyor.
Küresel piyasaların son aylardaki en önemli gündem maddelerinden biri ABD-İran gerilimi. Ancak bazı piyasa gözlemcileri, bu gerilimin ardında yalnızca jeopolitik riskler olmadığını, aynı zamanda bilinçli bir ekonomi politikası stratejisi bulunabileceğini öne sürüyor.
Değerlendirmelere göre, Trump göreve başladığında ABD borsaları ve birçok ülke piyasası şişmiş durumdaydı. Normal şartlarda ABD’nin, bu balonu kontrollü bir şekilde indirerek Dolar Endeksi’ni (DXY) güçlendirmesi beklenirdi. Ancak Trump bunun yerine barış vurgusunu öne çıkardı. Barış söylemi, doların zayıflamasına neden oldu ve bu sayede küresel borsalarda olası bir çöküşün önüne geçildi. Zayıflayan dolar sayesinde piyasalar zor da olsa değer kazanmaya devam etti.
Ne var ki barış söyleminin piyasalar üzerindeki etkisi zamanla tükendi. Piyasaların tıkanıp ilerleyemez hale gelmesi üzerine bu kez farklı bir strateji devreye sokuldu: savaş söylemi. Bu değişimin ardındaki mantık ise enflasyon sürecini canlı tutarak doların enflasyon yoluyla zayıflamasını sağlamak. Çünkü enflasyon ortadayken hiçbir merkez bankası parasal gevşemeye yanaşmaz. Böylece zaman kazanılmış olur.
Strateji kısaca şöyle işliyor: Barış mesajlarıyla dolar zayıflatılır, piyasalar bu havayla ayakta tutulur ve parasal taviz vermekten kaçınılır. Bu yöntem işlemediğinde ise savaş söylemi gündeme getirilir; enflasyon dinamiği korunur, dolar yine zayıflar ve yine taviz verilmemiş olur. Araya bir de anlaşma haberi sıkıştırılıp bu, dünyaya bir başarı öyküsü olarak sunulursa, yıl kurtarılmış olur. ABD-Çin veya ABD-Avrupa görüşmeleri bu işlevi görmektedir.
Bu denklemin en kritik parçası ise ABD-İran gerilimi. Dolar zayıfladığında diğer ülkeler bunu genellikle lehlerine bir gelişme olarak algılar. Oysa zayıf dolar çoğu zaman enflasyon anlamına gelir. Bu durumda ABD parasal tavizden kaçınırken, diğer ülkeler enflasyonu ithal etmek zorunda kalır. Sonuçta asıl kazananlar zaman, enflasyon ve parasal gevşemeye yanaşmayan merkez bankaları olmaktadır.